Atrial Fibrilasyon

Atriyal fibrilasyon nasıl bir hastalıktır?

Atriyal fibrilasyon (AF) kalbin atriyumlarından (kulakçık) kaynaklanan bir ritm bozukluğudur. AF, en sık görülen ritim bozukluklarından biridir. AF’da atriyumların her noktasında çok hızlı ve düzensiz bir elektrik aktivitesi vardır. AF, düzensiz ve genellikle hızlı kalp atışlarına neden olur. Atriyumlarda düzenli ve senkronize kasılma yerine sadece etkisiz titreşimler meydana gelir. Kalbimiz normalde dakikada 60-100 arasında ve belirli bir düzende atarken AF’da tamamen düzensiz bir nabız atışı söz konusudur ve kalp hızı genellikle dakikada 120-150 arasındadır. Nadiren özellikle yaşlı hastalarda kap hızı düşük olabilir.

AF bazı bilim adamları tarafından ritm hastalıklarının kanseri olarak değerlendirilmektedir. Bunu söylerken AF’nin bir kanser olduğunu söylemek istemiyorum. AF bir ritm bozukluğudur ancak çok inatçı olması, önemli risklerinin bulunması ve tedavisinin zor ve uzun süreli olması nedeniyle klinikte gördüğümüz en zor ritm hastalığıdır. Ayrıca AF bazen kanser gibi sinsi ve sessiz seyredebilmektedir. Bu özellikleriyle AF hastalarda erken teşhis edilen bazı kanser türlerinden daha fazla sorun oluşturabilen ve daha ölümcül olabilen bir hastalıktır.

 

Atriyal fibrilasyon sıklığı nedir?

AF çocukluk yaşları dahil her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Ancak yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Genel populasyonda sıklığı %0,4-1 civarındadır. 500-600 bin hasta olduğu tahmin ediliyor. Her yıl 60-70 bin insan AF’na yakalanıyor. Yaş ilerledikçe AF sıklığı artmaktadır. 80 yaş üstü insanların yaklaşık %10’unda AF vardır. Son yıllarda hastalıkların tanı ve tedavisindeki gelişmelere bağlı olarak insanların yaşam süresi belirgin olarak uzamıştır. Bu durum, özellikle bu hasta grubunda sık gözlenen AF sıklığının da belirgin olarak artmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda 1980’li yıllara göre tüm dünyada AF sıklığının 2.5 kat arttığı sanılmaktadır.

 

Atriyal fibrilasyon ne gibi yakınmalara sebep olur?

Hastalar en sık çarpıntı ve nefes darlığı yakınmaları ile başvurmaktadırlar.

Ayrıca hastalarda yorgunluk, rahatsızlık hissi, göğüs ağrısı, bayılacak gibi olma ve baş dönmesi de görülebilir.

Bazı hastalarda AF sırasında hiçbir şikayet olmayabilir. Bu hastalarda tanı tesadüfen ya da AF’ye bağlı risklerin ortaya çıkması sonucunda yapılan testlerle konur.

 

 

Atriyal fibrilasyon neden önemlidir?

AF inme, kalp yetmezliği ve ölüm riskini artırmaktadır.
AF’da kalbin kulakçıklarında düzenli bir kasılma olmadığı için kan akışında yavaşlama ve buna bağlı kalpte pıhtı oluşması söz konusudur. Kalpte oluşan pıhtı yerinden kopup beyin damarlarını tıkarsa inme meydana gelir. İnme AF’nin en önemli ve ölümcül riskidir. AF’li hastalarda inme riski 5 kat artmaktadır. Kalpten kaynaklanan felçlerin en sık nedeni AF’dir. İleri yaşlarda görülen felçlerin yaklaşık %25’i AF’ye bağlıdır. AF nedenli oluşan inmeler diğer inme nedenlerine göre daha ağır ve daha ölümcül seyretmektedir.
AF kalp büyümesi ve kalp yetmezliği oluşturabilen bir hastalıktır. AF nedeniyle kalp hızı uzun süre yüksek kalan hastalarda kalpte büyüme ve kalp yetmezliği ortaya çıkmaktadır. AF’da kalbin kulakçıklarında düzenli bir kasılma olmadığı için kalbin pompalama gücünde yaklaşık %20-30 azalma ortaya çıkmaktadır. Bu durum özellikle kalp yetmezliği ve mitral kapak hastalığı gibi hastalıkların varlığında hastaların şikâyetlerinde belirgin artışa neden olmaktadır.
AF hastalarda çarpıntı ve nefes darlığı gibi yakınmalara neden olarak hastaların hayat kalitesini kötü etkilemektedir. Ayrıca kalp yetmezliği ve inme sonucunda ölüm riskini de artırmaktadır. Bilimsel çalışmalar AF’nin ölüm riskini 2 kat artırdığını göstermiştir.

 

Atriyal fibrilasyon hangi hastalıklarla birliktedir?

Özellikle yüksek tansiyon, koroner arter hastalığı, kalp kapak hastalıkları, kalp yetmezliği gibi kalp hastalıkları yanında şeker hastalığı, tiroid hastalığı, ve kronik akciğer hastalığı varlığında AF sıklığı artmaktadır. Ancak bazı hastalarda hiçbir neden olmadan da AF görülebilmektedir.

AF türleri nelerdir?

Genel olarak AF’yi aralıklı ve sürekli AF olarak iki gruba ayırabiliriz. Aralıklı AF ataklar halinde seyreder. Hastalar çarpıntı atakları arasında tamamen normaldir. Bu hastalarda aniden düzensiz ve hızlı kalp atışları ortaya çıkar. Bu durum belirli bir süre sonra kendiliğinden sonlanır ya da tıbbi müdahalelerle sonlandırılır. Sürekli AF’da ise AF kendiliğinden sonlanmaz ve tıbbi müdahalelerle sonlandırılamaz. Bu hastalar hayatını AF ritminde devam ettirir. Bu hastalar hayatlarının geri kalan kısmında hiç normal ritme dönmezler ve AF kalıcı olarak devam eder.

AF tanısı nasıl konmaktadır?

AF tanısı genellikle kolaydır. Tanı için tüm hastalıklarda olduğu gibi hastanın yakınmaları dinlendikten sonra detaylı bir muayene yapılır. Muayenede nabzın düzensiz ve genellikle hızlı olması dikkat çekicidir. Çarpıntı anında çekilen elektrokardiyogram (EKG) ile kesin tanı rahatlıkla konabilir. Ancak aralıklı AF’da çarpıntı atağı dışında çekilen EKG ile tanı konması mümkün değildir. Bu hastalarda ya çarpıntı atağını bekleyip atak atak sırasında EKG çekmek ya da uzun süreli EKG kaydeden cihazları (Holter) kullanmak gerekir. Holter cihazları hastaya bağlanarak 24-48 saat sürekli EKG kaydı yaparlar. Ayrıca hastanın yanında taşıyabileceği ve çarpıntı anında vücuduna tutarak ritm kaydı yapabileceği olay kaydedici (event recorder) adı verilen cihazlardan da faydalanılmaktadır. Tüm bunlara rağmen özelikle seyrek çarpıntı atağı olan bazı hastalarda tanı koymak oldukça zor olabilmektedir.

AF’da tedavi seçenekleri nelerdir?

AF’da tedavi seçimi altta bulunan kalp hastalığa ve hastanın şikâyetlerine göre belirlenir. AF tedavisinin amacı kalp ritminin normale döndürülmesi (ritm kontrolü) veya bu sağlanamıyorsa ritm düzensiz olsa daha kalp hızının kontrol edilmesidir (hız kontrolü). AF’da ister ritm isterse hız kontrolü hedeflensin inme riski yüksek olan hastalarda mutlaka inmenin önlenmesi amacıyla kan sulandırıcı ilaçların kullanılması gerekmektedir.
AF’lu hastalarda hız kontrolü amacıyla kalp hızını yavaşlatan ilaçlar kullanılır. Ritm kontrolü için ritm düzenleyici ilaçlar, kardiyoversiyon (şok tedavisi), ve ablasyon tedavisi kullanılabilir. Ayrıca nabzı düşük seyreden hastalarda kalp pili takılması da gerekli olabilir.
AF tedavisi kardiyolog bulunan her hastanede yapılabilir. Ancak ablasyon tedavisi sadece bu konuda eğitimli ve tecrübeli merkezlerde yapılabilmektedir. Özellikle ablasyon ihtiyacı olan hastaların uygun merkezlere yönlendirilmeleri gerekmektedir. Hastalar maalesef doğru adresi bulmakta zorluk çekmektedir. Bu hastaların AF ablasyonunda tecrübeli merkezlere yönlendirilerek uygun tedaviyi zamanında almaları çok önemlidir.

AF tedavisinde ablasyonun yeri nedir?

Ablasyon tedavisi kasık bölgesindeki damarlar aracılığıyla kalbe ulaşılarak kalpte çarpıntıya neden olan odakların yok edilmesidir. AF’da bu tedavi radyofrekans enerjisi kullanılarak odakların yakılması veya cryoablasyon kullanılarak odakların dondurulması şeklinde iki türlü yapılabilmektedir. Hangi ablasyon yönteminin kullanılacağı hastaların kinik bulgularına ve doktorun tecrübesine göre seçilmektedir.
AF ablasyonu oldukça zor, zaman alıcı ve kendine has riskleri olan bir tedavi şeklidir. Ancak son yıllardaki teknik gelişmelerle ablasyon AF tedavisinin temel taşı haline gelmiştir. Özelikle ilaç tedavisine rağmen şikayetleri geçmeyen ve sık çarpıntı atakları olan hastalar ablasyon tedavisine adaydır.
Aralıklı olan AF hastalarında ablasyon tedavisi ile yaklaşık %80 oranında başarı sağlayarak ritmi normalde tutmak mümkündür. Ancak sürekli AF’da başarı oranı %50-70 arasındadır.